7.25, çok sert bir soruyu artık EFT’nin kendi dilinin içine geri çekmişti: Evrenin kökeni, tüm kitaptan kopuk bir tekillik patlaması olarak yazılmak zorunda değilse; bunun yerine öncelikle Atasal Kara Delik’in aşırı sahneden çekilişi olarak denetlenebiliyorsa, 7. cildin başından beri kurulan kara delik grameri ilk kez gerçekten köken ucundaki en yüksek basınca temas etmiş demektir.
Burada kilit nokta, hangi son evre hikâyesinin kulağa daha sarsıcı geldiği değildir. Asıl mesele, evrenin geleceğini de EFT’nin iç kalite denetimine sokmaktır: Bu deniz gevşemeyi sürdürdüğünde, giderek daha düşük Gerilim’e, daha zayıf röleye ve daha dar kararlılık pencerelerine doğru ilerlediğinde, ilk önce tam olarak ne bozulur? Uzayın kendisi mi, yoksa yapıların uzun vadeli öz-sürdürülebilirliği mi? “Her şeyin bir anda yok olması” mı, yoksa yayılımın, Ritim eşleşmesinin, beslemenin, inşanın ve teknik fidelitenin daha önce sahneden çekilmesi mi?
Soru böyle yeniden yazıldığı anda geleceğin yüzü başka bir ışık altında görünür. Gelecek artık öncelikle bir geometri hikâyesi değildir; öncelikle “bütün daha da büyüyor” ya da “bütün daha küçüğe geri çekiliyor” hikâyesi de değildir. Daha çok bir işlevsel sahneden çekilme listesine benzer: Ne hâlâ iletilebilir, ne artık Ritim tutturmakta zorlanır; ne hâlâ kilitlenebilir, ne artık sürdürülemez; ne yapı iskelesi olarak besleme sağlamayı sürdürebilir, ne de hâlâ var olsa bile uzlaşması ve inşa etmesi giderek zorlaşan bir arka plan denizine dönüşür.
EFT gramerinde evrenin geleceği, genişledikçe boşalan ya da bütünüyle büyük çöküşe giden bir geometri miti olmaktan çok, denize dönüşlü bir geri çekilme gibidir. “Geri çekilme” derken denizin bir anda yok olması kastedilmez; kastedilen şey, evrenin yanıt verebilen, uzlaşabilen, inşa edilebilen ve teknik fideliteyi koruyabilen kısmının haritasının yavaş yavaş daralmasıdır.
Bu nokta tek cümleye de sıkıştırılabilir: Evrenin geleceği, genişledikçe boşalmak değil; gevşedikçe inşa etmesi ve teknik fideliteyi koruması zorlaşan bir süreçtir.
I. Gelecek sorunu burada neden astronomik bir dipnot değil, aşırı teori için nihai denetimdir
Kara delik, Sessiz oyuk, sınır ve Atasal Kara Delik artık sahneye çıkarılmış durumda. Bu nesneler birlikte çok sıkı bir görev üstlenir: EFT’nin en yüksek basınçta, en büyük karşıtlıkta ve en az tampon bulunan yerde açıklama gücünü birden yitirip yitirmediğini ya da geçici bir yama dili uydurmak zorunda kalıp kalmadığını sınamak. Köken bu denetimin bir ucudur; gelecek ise öteki ucudur.
Köken kara delik gramerinin içine geri çekilebiliyor, fakat gelecek hâlâ yalnızca “nasıl olsa giderek boşalacak” ya da “nasıl olsa bütünüyle geri çökecek” cümleleriyle kapatılabiliyorsa, 7. cildin daha önce derin vadi, yüksek dağ, kıyı çizgisi, pencere, kapılama, besleme ve teknik fidelite üzerine kurduğu bütün şantiye son evrede birden elektriğini kaybeder. Buna kapalı döngü denmez; ancak yarım kalmış bir mühendislik denir.
Bu yüzden gelecek sorunu bu ciltte kökenden daha hafif değildir. O da aynı soruyu sorar: Çalışma koşulu başka bir aşırı uca, yani “fazla sıkı” olmaya değil “fazla gevşek” olmaya itildiğinde, teori hâlâ aynı dille ne olacağını açıklayabilir mi? Bunu yapabiliyorsa EFT’nin aşırı evren açıklaması ancak o zaman baştan sona kapanır; yapamıyorsa, daha önce kurulmuş tutarlılık hâlâ yalnızca yerel olarak geçerlidir.
II. Önce eski son evreleri kenara koyalım: neden “genişledikçe boşalma” ve “büyük çöküş” yeterli değildir
En yaygın gelecek imgeleri çoğu zaman iki tanedir. İlki, genişledikçe boşalan ve sonunda her şeyi neredeyse hikâyesiz bir seyrekliğe dağıtan bir evrendir. İkincisi, bütünüyle geri çekilip sonunda yeniden bir tür birleşik uç noktaya sıkışan evrendir. İlki son evreyi sürekli seyrelme olarak, ikincisi ise yeniden toparlanma olarak kavrar. İkisi de dramatiktir; ikisi de anlatı zahmetinden tasarruf eder.
Fakat EFT içinde bu iki görüntü de fazla kaba kalır. Çünkü soruyu hem fazla geç hem de fazla büyük ölçekte sorarlar. Doğrudan “sonunda bütünün geometrisi ne olacak?” diye sorar, ama daha erken sahneden çekilen asıl şeyleri atlarlar: röle hâlâ uzak bölgeler boyunca çalışabilecek mi, kararlılık penceresi uzun vadede ayakta kalabilecek mi, besleme sistemi iskeleti sürdürebilecek mi, sinyaller ve yapılar biçimlerini ve Ritimlerini koruyabilecek mi?
“Genişledikçe boşalma” anlatısının en büyük sorunu, mutlaka yanlış olması değildir; evrenin son evresini arka plan seyrelmesine indirgenmiş tek bir izlenime fazla sıkıştırmasıdır. Oysa evren yalnızca ortalama yoğunluğu kalmış bir çorba değildir. Evren, röle, kapılama, besleme, kilitlenme ve teknik fideliteyle birlikte ayakta tutulan bir inşa sistemidir. Arka plan giderek seyrelse bile, bazı bölgeler hâlâ kilitlenebiliyor, hâlâ beslenebiliyor, hâlâ Ritim tutturabiliyorsa “boşluk” sözcüğü son evreyi anlatmaya yetmez. Tersinden, birçok şey yüzeyde hâlâ duruyor olsa bile, artık giderek daha zor inşa ediliyor, daha zor sürdürülüyor ve daha zor doğru okunuyorsa evren aslında çoktan geri çekilme evresine girmiştir.
“Büyük çöküş”ün sorunu ise bunun tam tersidir. Geleceği küresel bir yeniden örgütlenme olarak düşünür; sanki bütün deniz sonunda yeniden tek bir derin vadiye çekilecekmiş gibi. Oysa EFT’nin daha önce anlattığı kara delik kaderi, sınırın sahneden çekilişi ve Sessiz oyuk grameri başka bir şeyi hatırlatır: Deniz gevşedikçe uzak erimli röle daha zahmetli hale gelir; röle zorlaştıkça bütünün aynı dinamik düzenekle yeniden toparlanması da zorlaşır. Başka bir deyişle, geç evrende daha doğal eğilim “bütün suların tek bir girdaba dönmesi” değil, “giderek daha fazla yerin önce susması, önce uyumsuzlaşması, önce sahneden çekilmesi”dir.
Bu bölüm, iki eski görüntünün yanına üçüncü bir yeni görüntü eklemeye çalışmaz; önce sorunun soruluş biçimini değiştirir: Gelecek önce geometrik son manzarayı değil, işlevlerin hangi sırayla sahneden çekildiğini sormalıdır.
III. Gelecek önce iki cetvele bakmalıdır: inşa edilebilirlik ve teknik fidelite korunabilirliği
Geleceği bir malzeme bilimi süreci olarak yazmak istiyorsak, önce doğru gözlem cetvellerini bulmak gerekir. 7. cildin önceki kısımları bunu tekrar tekrar hatırlatmıştı: Asıl önemli olan yalnızca bir nesnenin var olup olmaması değildir; onun hâlâ çalışıp çalışmadığı, sürdürülebilir olup olmadığı ve okunabilir kalıp kalmadığı da önemlidir. Bu yüzden burada geleceğe önce iki en kritik cetvelle bakıyoruz: inşa edilebilirlik ve teknik fidelite korunabilirliği.
İnşa edilebilirlik, bu denizin uzun vadeli yapıların hâlâ kurulmasına, beslenmesine ve onarılmasına izin verip vermediğini sorar. Onun ilgilendiği şey “bir anda ortada bir şey var mı?” değildir; diskin hâlâ sürdürülebilip sürdürülemediği, ağın hâlâ taşıma yapıp yapamadığı, düğümlerin hâlâ beslenip beslenemediği, yıldızların hâlâ uzun süre ışıyıp ışımadığı ve karmaşık yapıların uzun vadede kendi kendini sürdürebilip sürdüremediğidir. İnşa edilebilirlik daralmaya başladığında evrenin ilk değişimi gürültülü bir yıkım değil, giderek zorlaşan bir şantiye olur.
Teknik fidelite korunabilirliği ise uzak mesafeden gelen şeylerin hâlâ eski Ritim’i, yönü ve biçimiyle tanınıp tanınamayacağını sorar. Yani mesele yalnızca “sinyal var mı?” değildir; sinyal ulaştığında geriye ne kadar uzlaşılabilir içerik kaldığıdır. Mesele yalnızca “uzak var mı?” da değildir; uzak bölgenin hâlâ genel kozmik düzene katılabilen bir parça olarak kararlı biçimde okunup okunamadığıdır.
Bu iki cetvel yakalandığında gelecek sorunu son derece berraklaşır: Evrenin geç evresi önce arka planda hiçbir şey kalmaması olarak görünmek zorunda değildir. Daha büyük olasılıkla iki bozulmanın birlikte yükselmesi olarak görünür. Birinci bozulma inşa bozulmasıdır; ikincisi Teknik fidelite bozulmasıdır. İlki yapıların büyümesini ve beslenmesini giderek zorlaştırır; ikincisi uzak bölgelerin okunmasını ve Ritim tutturmasını giderek zorlaştırır. İkisi üst üste bindiğinde “denize dönüşlü geri çekilme”nin gerçek fiziksel içeriği oluşur.
IV. Geleceğin yön zinciri: röle zayıflar -> pencere içe çekilir -> yapı beslemesi kesilir -> iskelet seyrelir -> teknik fidelite bozulur -> sınır geri toplanır
Gelecek de bir yön zinciri boyunca açılabilir. Böylece atmosfer betimlemesine düşmez; 7. cildin içinde sert bir arayüze dönüşür.
- Birinci adım: röle zayıflar.
EFT’de etki, uzaktan sihir değildir; denizin içindeki röle yayılımına dayanır. Deniz durumu gevşedikçe rölenin uzun menzilde kararlı biçimde aktarılması zorlaşır. Bu, birden bir duvara çarpmak değildir; daha çok havanın giderek incelmesi ve sesin giderek daha uzağa taşınamaması gibidir. Uzak bölge önce “yok olmaz”; önce etkiyi ve bilgiyi kararlı biçimde ulaştırmak giderek zorlaşır.
- İkinci adım: pencere içe çekilir.
Röle zayıfladığında uzun süre kilitlenebilen pencereler daralır. Daha önce uzun vadede korunabilen parçacık durumları, kararlı besleme, yıldız oluşumu, karmaşık kimya ve yapıların öz-sürdürülebilirliği yavaş yavaş dış kesimlerden daha elverişli iç bölgelere çekilir. Başka bir deyişle, önce evren yok olmaz; önce “uzun vadeli inşa için uygun kuşaklar” küçülür.
- Üçüncü adım: yapı beslemesi kesilir.
Kozmik ağ, düğümler, filament köprüleri, disk yüzeyleri ve yıldız oluşum bölgeleri tek seferlik bir itkiyle yaşamaz. Sürekli besleme, yön koridorları ve yerel bölge ile uzak bölge arasında uzun vadeli uzlaşım isterler. Pencere içe çekildiğinde ve röle zayıfladığında ilk kesilen şey çoğu zaman varoluşun kendisi değil, besleme zinciridir. İlk gerçekleşen şey yıkım değil, beslemenin kesilmesidir.
- Dördüncü adım: iskelet seyrelir.
Besleme giderek zorlaştığında kozmik iskelet “dokumaya devam edebilen” bir yapı olmaktan çıkar, “ancak güçlükle koruyabilen” bir yapıya dönüşür. Filament köprülerini sürdürmek zorlaşır, düğümlere giren malzeme azalır, kümelerin ve disk yüzeylerinin parlak bölgelerini yenilemek giderek güçleşir. Böylece evrenin görünümü yavaş yavaş geri çekilmeye çok benzeyen bir değişim geçirir: Bütün ışıklar aynı anda sönmez; parlak bölgeler parça parça küçülür ve çalışabilen iskelet giderek seyrelir.
- Beşinci adım: teknik fidelite bozulur.
Bu adım son derece kritiktir; çünkü geleceği “şeylerin azalması”ndan “şeylerin giderek daha zor doğru okunması”na taşır. Uzak erimli yayılım Ritim’ini, ayrıntısını ve yön kararlılığını daha kolay kaybeder; uzun yol örnekleri yapısal hafızalarını berrak tutmakta giderek zorlanır. Böylece geç evren yalnızca inşa etmesi daha zor bir evren olmakla kalmaz; uzak bölgeler arası yüksek kaliteli okumaları koruması da zorlaşır. Yüzeyde hâlâ nesneler varmış gibi görünebilir, fakat bütünsel eşgüdüm giderek zayıflar.
- Altıncı adım: sınır geri toplanır.
Yanıt verebilir bölge daralmayı sürdürdüğünde, zincir kopma eşiği içeri doğru ilerler. Böylece sınır artık yalnızca erken ve orta evren için bir dış kenar tanımı olmaktan çıkar; geleceğin en önemli harita sinyallerinden birine dönüşür: Yanıt verebilir evrenin etkin yarıçapı küçülmektedir, kıyı çizgisi geri toplanmaya başlamıştır. Deniz bir anda yok olmaz; ama üzerinde yürünebilen, iletilebilen, inşa edilebilen ve okunabilen deniz alanı parça parça geri çekilir.
Bu altı adım birleştirildiğinde gelecek zinciri açık hale gelir: röle zayıflar, pencere içe çekilir, yapı beslemesi kesilir, iskelet seyrelir, teknik fidelite bozulur, sınır geri toplanır. Bu bir kıyamet afişi değil, bir sahneden çekilme düzenidir.
V. Neden “inşa etmenin zorlaşması” “yok oluş”tan önce gelir
Birçok kişi evrenin geleceğini düşündüğünde alışkanlıkla “büyük olay” arar; sanki ancak bütünün patlaması, donması ya da çökmesi son evre sayılacakmış gibi. Oysa EFT, sahnenin nasıl kapanacağından çok inşa sisteminin nasıl arızalandığıyla ilgilenir. Çünkü röleye ve kilitlenmeye dayanan bir evrende kaderi belirleyen şey çoğu zaman son darbe değil, yol boyunca yapıları kurmaya devam etmenin giderek zorlaşmasıdır.
Bir diskin uzun süre ayakta kalmasının nedeni yalnızca orada madde bulunması değildir; orada hâlâ yön, besleme ve zamansal tolerans bulunmasıdır. Bir ağın iskelet olarak varlığını sürdürebilmesinin nedeni yalnızca düğümlerin bir zamanlar oluşmuş olması değildir; düğümler arasında hâlâ köprülerin bulunması, hâlâ uzlaşımın işlemesi ve hâlâ yenilenmenin mümkün olmasıdır. Yıldızların ve karmaşık yapıların sürebilmesinin nedeni yalnızca başlangıçta tutuşmuş olmaları değildir; sonrasında hâlâ yakıt, pencere ve uzun süreli kararlılığa izin veren arka plan koşulları bulunmasıdır.
Bu koşullar tek tek sahneden çekildiğinde evrende ilk yaşanan şey “bir çıt sesiyle her şeyin yok olması” değildir. İlk yaşanan şey, yeni karmaşık katmanları üretmenin ve eski karmaşık katmanları sürdürmenin giderek zorlaşmasıdır. Bu yüzden gelecekte önce gelen gerçek şey yok oluş değil, inşa kapasitesindeki düşüştür; arka planın bir gecede boşalması değil, inşa pencerelerinin katman katman geri çekilmesidir.
Başlığın neden “gevşedikçe inşa etmek zorlaşır” dediğini de bu açıklar. Çünkü EFT’nin son evre tablosunda inşa edilebilirliğin sahneden çekilmesi kenar ayrıntısı değil, ana eksenlerden biridir. Geç evrendeki en büyük değişim büyük olasılıkla “hâlâ bir şeyler var mı?” sorusu değil, “şeyleri yüksek düzeyli yapılara sürekli örgütleme yeteneği hâlâ var mı?” sorusudur.
VI. Neden “teknik fideliteyi korumanın zorlaşması” ikincil bir belirti değil, son evrenin ana eksenlerinden biridir
Yalnızca “inşa etmek zorlaşır” demek, son evre tablosunu hâlâ tamamlamaz. Çünkü giderek daha zor inşa edilen bir evren, hemen giderek daha zor anlaşılan bir evren olmak zorunda değildir. Fakat EFT’nin yanıtı tam da burada daha sıkıdır: Gelecek yalnızca yapı inşasını zorlaştırmakla kalmaz; uzak bölgeler arası yüksek kaliteli okumayı da zorlaştırır. Yani Teknik fidelite bozulması ikincil bir belirti değil, son evrenin kendisinin bir parçasıdır.
Bu nokta önemlidir; çünkü evren hiçbir zaman yalnızca “nesneler var mı yok mu” yığını değildir. O aynı zamanda yayılım, eşzamanlama, yankı, yön hafızası ve Ritim hizalanması sayesinde genel düzen oluşturan bir sistemdir. Uzak bölgeler berrak okumaları giderek daha zor koruyorsa, evrende dağınık nesneler hâlâ bulunsa bile, bunlar birbirleriyle aynı düzene katılan bir ağdan giderek daha az, adım adım uyumsuzlaşan, susan ve doğru okunması zorlaşan adalardan giderek daha çok oluşur.
Bu yüzden “gevşedikçe teknik fideliteyi korumak zorlaşır” ifadesi yazınsal bir süs değil, gelecek tablosunun ikinci sert cetvelidir. İnşa edilebilirlik, evrenin karmaşık katmanlar üretmeyi sürdürüp sürdüremeyeceğini belirler; teknik fidelite ise bu katmanların hâlâ yanıt verebilen ve uzlaşabilen bir bütüne bağlanıp bağlanamayacağını belirler. İki cetvel birlikte sahneden çekildiğinde geri çekilme gerçekten kurulmuş olur.
VII. Kara delik, Sessiz oyuk ve sınır gelecekte hangi rolleri oynar
Gelecek bölümüne geldiğimizde, daha önce yazılan üç nesne yeniden bir araya gelir; ama üstlendikleri roller aynı değildir. Kara delik önce şunu söyler: Derin vadiler, evrenin genel olarak gevşemeye yönelmesiyle otomatik olarak varlık hakkını kaybetmez. Yerel aşırılıklar var olmaya devam edebilir; hatta çok uzun kuyruklar bırakabilir. Fakat sorun şudur: Gelecekteki kara delikler, genç evrendeki yapı motorlarına giderek daha az, beslemenin seyrelmesinden sonra geride kalan yerel derin kuyulara giderek daha çok benzer. Var olmaya devam edebilirler; ama büyük ölçekli biçimlendirme görevini üstlenmeleri giderek zorlaşır.
Sessiz oyuk ise geç evrende giderek daha sık başvurulacak bir dile daha çok benzer. Çünkü Sessiz oyuk tam olarak “fazla gevşek olursa ne olur?” sorusunu anlatır. Büyük arka plan gevşemeyi sürdürdükçe, bazı bölgeler Sessiz oyuk gramerine giderek yaklaşır: İşlem yapmak zorlaşır, ışığı toplamak zorlaşır, dinamik sessizliğe daha fazla eğilim oluşur, örgütleyiciden çok örgüt çözücüye benzerler. Bu, evrenin Sessiz oyuklar tarafından yönetileceği anlamına gelmez; gelecekteki evrenin yalnızca derin vadi tipi aşırılığın tek başına sahnede kaldığı bir yer olmayıp, giderek daha fazla “yüksek dağ tipi aşırılık” özelliği göstereceği anlamına gelir.
Sınırın buradaki rolü ise en sert olanıdır. O, son evrenin bir manzara fotoğrafı değil; geri çekilmenin harita ölçeğidir. Eğer gelecek gerçekten rölenin zayıflaması, pencerelerin içe çekilmesi ve teknik fidelitenin bozulması şeklinde işliyorsa, sınırın hareketsiz kalması mümkün değildir. Sınır, “yanıt verebilir evrenden geriye ne kadar kaldığının” doğrudan göstergesine dönüşür. Sınır ne kadar belirgin biçimde geri toplanıyorsa, evrenin son evresinin geometrik olarak sonsuza koşmaktan çok, işlevsel olarak haritasını daralttığını o kadar açık gösterir.
Bu üçü birlikte okunduğunda gelecekte çok net bir katmanlı yapı belirir: Kara delik yerel derin vadilerin kalıntı ipuçlarını verir, Sessiz oyuk küresel aşırı gevşeklik için gramer referansı sağlar, sınır ise yanıt verebilir haritanın kapanma ölçeğini verir. Üçü yan yana dizilmiş adlar değil, aynı geri çekilmenin üç farklı düzeydeki görünürleşmesidir.
VIII. Neden “deliğe dönüşerek yeniden başlama” varsayılan son evre değildir
Çok doğal bir soru hemen peşinden gelir: Evren başlangıçta bir Atasal Kara Delik’in sahneden çekilişinden gelmiş olabilirse, gelecekte yeniden birleşik bir atasal derin vadiye dönüp bir döngü oluşturur mu?
Bu soru sezgiyle yanıtlanamaz; bu ciltte kurulmuş çalışma koşulu mantığı boyunca ilerletilmelidir. Yanıtın eğilimi şudur: “Deliğe dönüşerek yeniden başlama” varsayılan son evre yapılamaz. Nedeni basittir. Küresel, birleşik bir derin vadinin yeniden oluşması için gereken şey, yerelde kara deliklerin hâlâ bulunması değildir; gereken şey, bütün denizin hâlâ yeterince güçlü uzak erimli röleye, yeterince kararlı uzun menzilli örgütlenmeye ve yeterince bol toparlayıcı kanala sahip olması, dağınık haritayı yeniden bütünsel bir kapanma sürecine örebilmesidir.
Oysa yukarıda verilen gelecek zinciri tam ters yönde konuşur: Deniz gevşedikçe röle zayıflar; röle zayıfladıkça pencere daralır; pencere daraldıkça yapının küresel örgütlenmesi zorlaşır; teknik fidelite bozuldukça uzak bölgelerin aynı Ritim eşleşmesine ve uzlaşım sistemine katılması zorlaşır. Başka bir deyişle, geç evrende daha kolay ortaya çıkan şey, her şeyi yeniden tek bir büyük kuyuya çekmek değil, kademeli çözülme ve kademeli geri çekilmedir.
Bu, yerelde derin vadilerin büyümeye devam edebileceğini, yerelde kara deliklerin ortaya çıkabileceğini ya da yerelde aşırı olayların yaşanabileceğini dışlamaz. Dışlanan şey, bu yerel aşırılıkları otomatik olarak “bütün evren sonunda mutlaka tek bir deliğe döner” sonucuna büyütmektir. EFT gramerinde daha doğal son evre eğilimi deliğe dönüş değil, denize dönüştür; birleşik yeniden başlama değil, haritanın yavaş yavaş sessizleşmesidir.
IX. Özet: Gelecek bir geometri miti değil, yanıt verebilir evren haritasının geri çekilmesidir
Evrenin geleceği böylece köken ucuyla birbirine kenetlenen simetrik bir tablo oluşturabilir. Köken ucu şunu sorar: Evren aşırı bir sahneden çekilişten nasıl Taşarak Enerji Denizine Dönüşme sürecine girdi? Burada sorulan ise şudur: Bu deniz gevşemeyi sürdürdükten sonra, “hâlâ inşa edebilen, hâlâ teknik fideliteyi koruyabilen, hâlâ uzlaşabilen” durumdan giderek daha dar bir yanıt verebilir haritaya nasıl geri çekilir? İlki Taşarak Enerji Denizine Dönüşme’dir; ikincisi denize dönerek geri çekilmedir. İki uç da aynı malzeme bilimi gramerini kullanır.
Son evre de EFT’nin nesne sistemine geri çekilir: Gelecek genişledikçe boşalma değildir; varsayılan büyük çöküş de değildir. Gevşedikçe inşa etmenin ve teknik fideliteyi korumanın zorlaştığı; sonunda rölenin zayıflaması, pencerenin içe çekilmesi, yapıların geri çekilmesi ve sınırın geri toplanması olarak beliren bir süreçtir. Böylece 7. cildin aşırı evren stres testi de gerçekten baştan sona kapanmaya başlar.
Köken ile gelecek aynı aşırı söz dizimine geri çekildiğinde, soru doğal olarak daha yakına iner: Yalnızca kozmik ölçekte gerçekleşiyor gibi görünen bu gramer, laboratuvarlarda ve Yapay Uç Durum aygıtlarında yerel olarak yeniden üretilebilecek mi?